alçak çalkantılar

Yazan: Buket Yılmaz // Tarih:


alçak çalkantılar

Göğsümü dağlayan acıya rağmen daha fenalarının mevcut olduğunu da biliyorum. Böylesine bir kalp yarası mahrumiyetten mi kaynaklanıyor yoksa maziye bakıp da duyulan hasretten mi bilmem. Şiirler sanki birkaç şey yakalamış senden, romanda karakterler bir anda sen oluyor. Neden bir türlü tatmin olamıyorum?

Duyduğum bu acıyı küçümsemek doğru mu? Hele de böylesine sızlarken sol yanım. Bu sızıyı betimlemeyeceğim, zaten bunca zamandır art arda sıralanan beş kelimeden fazlası bunu anlatmakta, bu sızıyı anlatmakta aynı peş peşe düşmüş heceler. Oysa her yüreğin sızısı bir mi? Her sızıyı aynı anlatmak olur şey mi?

Yıkılan düşlere mi üzülmeli böyle zamanlarda, boşa çıkan umutlara mı yoksa düşülen boşluklara mı? Peki ya üşüyen eller, öpülen fotoğraflar ne olacak? Duyulan teessür bu denli büyükse öznenin de neye yanacağını, neyin ardından ağıt yakacağını bilmemesi de hor görülmemeli.

Bir zamanlar başrolü olunan sahnenin artık yalnızca seyircisi olunabilecekken yeniden mutluluğun varlığına aldanmak mümkün mü? Peki ya hasret? Meftun bir kalp yalnız bir hasreti taşıyabilirken her bir ana duyulan her bir hasreti nasıl taşıyabilir bir vücut?

Bedenim tükenmiş ruhum yorgunken yeni bir düşe kanat açmak nasıl mümkün olur? Hele de kimse o olamazken. Hem tek arzum kaçmakken nasıl sığınırım bir limana, güven ve huzur bulmak uğruna sefalete kendini mahkum etmek doğru mu?

Yalan tebessümlerin sahte şefkat gösterilerine dahi ihtiyaç duyuyormuş bazen insan, hem de yeniden ayağa kalkmak uğruna, acının gerçekliği altında ezilmekten kurtulup.

Tek bir noktaya bakıp dünyaları görmek ne olacak peki? Bütün dünyamın yaprakların arasından görünen küçücük maviliğe sığabilecek kadar ufak olmasına ne demeli? Arada bir esen serin yaz rüzgarlarına serinlemek için bel bağlamakla arada bir gelen belki düşüncesine bel bağlamakta pek bir fark göremiyorum.

Sonsuz bir çemberin içinde köşe aramak gibi inanmadığın bir mutluluğun peşinde koşmak bu saatten sonra.

Artık pes etmem gerek, diyorum kendime, artık pes et; tek tek düştü safların bu savaşta belki de hepsi bir anda. Yoktan var etmek nasıl mümkün değilse vardan da yok edemezsin. Kabullen acıyı artık, kabullen gerçeği. Bırak ezsin seni, bırak dağlansın ki oluk oluk akmasın içine. Elbet kalkarsın düşsen de; kanma yalanlara, isteme, incinirsin.

Tenimi yalayıp geçen tatlı esintilere bırakmalıyım kendimi veyahut tokat gibi suratıma çarpan rüzgarlara bırakmalıyım. Düşten ve düşünceden kurtulmalıyım ki bunların ağırlığı uçuşumu engellemesin.

Pes etmeliyim yıkılan düşler de boşa çıkan umutlar da düşülen boşluklar da kaybı perçinlerken, büründüğüm sükutta yeterince sessiz değilken, her daim kulağımda çınlarken sesin.


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları