BALKI

Yazan: Neslihan Magunacı // Tarih:


 

 

Sen, birkaç tehlikeli insanın adını ısrarla tekrarladığı, gündelik yaşantısı için emek harcayıp dünyadaki tüm güzelliği kendi etrafındaki yoksunluk için hiçe sayan insanların asla uğramadığı, tütün kokan bir fabrikanın etrafında dolaşan bir iki şairin kullandıkları dışında hiçbir satırın sokaklara serilmediği ve kadınların saçlarından tutup sokaklarda sürüklediği hayallerinin bir çöp kutusunda yakıldığı, olağan kirli, birçok hisse tanıklık eden bir ara sokağın herhangi bir evinde doğdun. Yabansı kaldırımlardan defalarca geçip büyürken daha on üçlü yaşlarında kendi iç sesinle kavga ederek kendine düşman oldun ve satırlarını hiç acımadan boğazlayan cesur bir şaire bürünerek kendini çürütmeye başladın. Salt kendin olan hiçbir sen kalmadı sende bir zaman sonra. Bunu fark ettiğinde kaç yaşında olduğunu bile bilmiyordun çünkü çürüttüğün kendin içinde birçok sayıyı ve insanı da ziyan ettin. Betondan yapılma bir duvarın dibini kendine mesken belirleyip eline tıkıştırılmış siyah kaplı bir, hiçbir çizgi bulunmayan deftere yaklaşık üç yıl, istisnasız her gün, zamanla mutlu olacağının umuduyla kaplı hayallerini yazdın. Fakat bir sabah uyandığında, seni istemediğin şeylere zorlayan, sana senin istemediğin şeyleri yaptıran insanların hayatının başrolünde olduğunu gördün ve o kişiler seni sana sormadan senden uzaklaştırınca kendini bir yerde unuttun ve bir daha asla mutlu olamadın. Savunmasızdın! Çok zayıftın!
Önce sana ihtiyaç diye sunulan her şeyden; sudan, yemeklerden, ellerinden, sokaklardan nefret  ettin fakat sonra kendini arayıp bulmaya karar verdin. En son nerede kendine rastladığını düşünmeye çalıştığında hep aynı sokak geldi aklına ve seni oradan yani sana sormadan ayırdıklarından yaklaşık altı yıl sonra tekrar o beton duvarın altında oturdun ve kendini bulamayınca ağlayıp, istisnasız her gün hayallerini yazdığın defteri yine acımadan yakarak yok ettin.  Hayallerinin kül oluşunu izlerken kendine denk gelebileceğini düşündüğün başka sokaklar geldi aklına ve tek tek her sokağın taşlarında özenle kendini aradın fakat asla bulamadın. Gittiğin her sokakta şiirler okudun ve yazdın çünkü kendini arayışını anlatabilecek hiç kimsen yoktu, ki kime nasıl güveneceğini dahi unutmuştun. Kendini bulma umuduyla iki yılını heba ettin ve yapman gereken ne varsa hepsini aksatarak insan olduğunu unuttun. Yemek yemeyip bayıldın olur olmaz yerlerde, ağlamaktan şişen gözlerini kimse görmesin diye çıkmadın bazen evden, parasız kaldın ziyadesiyle. Böylece kendini daha da savunmasız hale getirerek sana seni unutturan kişilerden daha fazla düşman oldun kendine. Saat her 19.00’ı gösterdiğinde Tophane’de, bir dilenci ile arkadaşlık yaptın ve etrafında kalan artık tek arkadaşın oydu, bunu da biliyordun.
Fakat bir gün gerçekten acı çektiğine inandığın ve acısını hissettiğin bir kişiye, sana unutturulan senden bahsetmek istedin fakat hiçbir şeyi beceremediğin gibi bunda da başarısız olarak her şeyi eline yüzüne bulaştırdın. Üstelik iyice kaybettin kendini, umudunu… Ki seni kurtarabilecek olan tek şeyi, hayallerini, kendi ellerinle zaten  yakmıştın. Artık inanacak hiçbir şeyin kalmamıştı ki, her şeyi anlattığın ve öfkesini kustuğun bir şiiri insanların suratına tükürmeye karar verip sana sunulmayan hayat için Tanrı’ya kızmaya başladığında hayatına o girmeye çalıştı. Tarih 2 Ocak’tı ve sen, artık her şeyin bittiğine, kendine bir daha rastlamayacağına kendini o kadar inandırmıştın ki, onun kapılarını kırarak girmesine tüm gücünle sert bir tepki verdin. İstemiyordun onu ve aslında hiç kimseyi… Sana “Neden kendi yüzüne böyle satırlar vurup insanlara acılarını bahşediyorsun?” diye sorduğunda, ne kadar istemesen de yaptığın belki de yapmaya itildiğin yanlışlarını tek tek anlatarak ona hiçbir dehlize sığmayacağına inandığın mahremiyetini ve yanlışlarını sundun. Fakat o öyle şefkatliydi ki, sevgisini senden esirgemeden her yanlışının ve yaranın üstüne sürmeye başladığında ona minnettar olduğunu ancak onun da acıları yüzünden kendinden bir adım öteye gidemediğini fark ettin. Onun gözlerinde denk geldiğin salt acıyı kendindeki kadar iyi tanıyordun ve ona kıskıvrak yakalandığının da farkındaydın. Tarih 7 Şubat’ı gösterdiğinde, kendine, evet bir daha asla bulamayacağına inandığın kendine, hiç beklemediğin o  yerde, onun her susuşunun ve hareketinin içinde denk geldin ve sana seni hatırlattığı için ona minnettar kalıp her gün ona yalvararak tekrar biraz da olsa senden bir şeyler vermesini istedin sana. Bunun karşılığında da ona acılarına şiirler sunma teklifi verdin ve nihayet ki, bu antlaşma bitti ve tekrar kendin olmayan sen ile baş başa kaldın.
Yazık! Bir daha asla o huzuru elde edemeyeceğini ve kendinden yaşadığın her saniye daha da uzaklaşacağını o kadar iyi biliyorsun ki nefes almaya bile korkuyor, üstelik kendini tekrar arama gücünü kendinde görmüyorsun. Artık her zamankinden çok daha savunmasız ve cılızsın. Kendini bulabilmek için o kadar çok kişiyi çıkardın ki hayatından ve o kadar çok kişinin kalbini kırdın ki bunun günahı gittikçe daha belirginleşmeye başlamış boynunda. Kitaptaki kahramanların gerçek olabileceğine öyle inandırmışsın ki kendini, gerçek olan her şeyi büyülü gerçeklik değil diye hor görüp aşağılamaktan çekinmedin. Üstelik zamanla, bunun sorumlusunu kendin değil Tanrı olduğuna kendini inandırarak Tanrı’yı hesaba çekme cüretinde bulunup iyice yok etmişsin kendini. Sen her şeyi hak ettin aslında. Sen her şeyi hak ettin!

İstanbul/Beyoğlu- Galata
7 Şubat 2019


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları