böyle mahvetti beni.

Yazan: Buket Yılmaz // Tarih:


böyle mahvetti beni.

Nasıl düştük bu hale?

Oysa ne güzeldi her şey. Güzel günlerin geride kaldığına inanmak çok ama çok zor. O günlere dönüşün olmaması kabul edilir şey değil ki?

Bir süre uzak kalmak, bir süre kaçmak ama hep geri dönmek zorunda olmak beni yoruyor. Ne terk eden olabiliyorum ne de geri dönen, kaçılanım ben.

Dayanamıyorum, dayanamıyorum. Daha ne kadar dayanamıyorum diyebilirim bilmiyorum ben. Nereye kadar tekrar edebilir bir insan bir cümleyi, cümlenin ötesinde bir kelimeyi kaç defa söyleyebilir? Kaç haykırışın altında ezilmeyi göze alır bir yürek?

Ya ben kaç defa tekrar edebilirim, ne kadarı kaldı geriye?

Bunu demeye hakkım var mı ki?

Neden hakkım olmasın?

Ben hiçbir şey bilmiyorum.

*

Ne kabuslar bırakıyor yakamı ne anlar ne de anılar. Geçmişte yaşıyor ama bir türlü teskin olamıyorum. Sesini, kokusunu, tadını, öfkesini ama en çok vuslatını özlemek bir insanın, hem de yanı başında, an misali gözlerine değmesi gözlerinin… Yüzüne bakıyorsun tüm hasretinle, aşkını taşıyamıyor gözbebeklerin ve yalnızca bir duvar görüyorsun karşında, bir duvardan bin beter.

Dayanamıyorum, dayanamıyorum.

Dayanamıyorum.

Dayanamıyorum.

Dayanamıyorum.

Aklımı yitiriyorum sanırım.

Ben ne yapıyorum? Ben ne yapıyorum? Ne yapıyorum ben?

Bunları düşünme, bunları düşünme, bunları düşünme.

Bunlar…

Ben bu muyum?

Ben gerçekten bu aklımdan geçenleri yapacak adam mıyım?

Kaçmak…

Onu da hatırasını da ardımda bırakmak istiyorum. Ama o hatıralar, o canım hatıralar?

O anların hatırları?

Ah o dinmek bilmeyen umut…

Umut!

Kahrolası umut.

O içi boş, inancı yitmiş umut.

Durumu görmeyi reddedip bir türlü kabul edilmeyen, edilemeyen, gerçekler, hayatın gerçekleri…

*

Gözlerim etrafa değiyor, bulanıyor evvela, ardından silinip gidiyor her bir kare, bitmiş bir filmin son sahnesi gibi. Gözlerimi kırpıp odaklanmaya çalışıyorum, bir hayaletin elleri okşuyor yanaklarımı, ne bir odak ne de odaklanacak bir şey kalmış hayatımda, yalnızım.

Yapayalnız.

Hangi köşeye baksam kendi kendini yargılayan bir yargıç, kendi cezasını kendi kesen bir cellat görüyorum.

Arıyorum, kimse yok. Yanıma bakıyorum, yanım boş; karşıma bakıyorum, kimse yok. Kimse yok!

Kapının ardında kimseler yok.

Pencerenin önünde kimse yok.

Koltuğu boş.

Odasında kapı duvar.

Sesi yok.

Kokusu… her yerde.

Ayna arıyorum hiçliğin içinde hayat bulabilmek için, camın karşısında boşluktan başka bir şey yok.
Aynanın karşısında bir boşluk var, gözlerimin önünde yalnız cansız bir yüz. Cansız bir yüzün solgun bir hayaleti.

Yittik!

Duydun mu? Duyabiliyor musun hala?

Mümkün mü hâlâ duymak, mümkün mü hâlâ yaşayabilmek?

Bunu bana yaptığına inanamıyorum.

Bunu bize yaptığına inanamıyorum.

Bunu kendine yaptığına inanamıyorum.

İnanamıyorum.

Ben bu hisle nasıl yaşayabilirim ki daha fazla? Bu his.

Çıldırmak üzereyim.

Çıldırmak üzereyim.

Aklım hayalim almıyor bu yaptığın şeyi. Gerçekten pes edecek kadar kötü müydü her şey? Neden? Neden yaptın bunu, neden? Neden seni durdurmak için orada değildim?

Ben neden yapmıyorum? Ben neden yapamıyorum?

Kabullenemiyorum gidişini, kabullenemiyorum yok oluşunu. Teninin toprağın altında dağılacak oluşunu anlayamıyorum bir türlü, nasıl? Bir daha konuşmayacağına inanamıyorum, nasıl? Gülmeyecek misin sahiden de bir daha, sana sarılamayacak, sana dokunamayacak, sana sığınamayacak mıyım?

Öpemeyecek miyim sahiden?

O uyku, o uyku olmayan uyku. O kendini ilk bakışta uyku sandıran uyku.

Çaresizlik…

O kadın…

O kız…

Hayallerimiz, planlarımız, arzularımız… O kızla mutlu olacaktık biz.

Mutlu olacaktık biz, yittik.

Duydun mu, yittik!

*

O…
His…
İşte böyle mahvetti beni.


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları