GÜNCE – AYNA – BÖLÜM 9

Yazan: K(a). // Tarih:


 

“sorun yanıtlanacaktır”

 Bir tutam tozdan, varlık -ve yokluk- aleminin geldiği son noktaya kadar her şey bir soru üzere kuruldu. Evren, o ilk sorunun yanıtıydı ve o günden beri yeryüzünde sorulan her sorunun yanıtlanma vaadi vardı. Ben bir tutam tozken, bu vaadin ışığında yanıtını bilmediğim bir sorunun ardına düştüm ve kendimi üzerinde yaşadığım bu gezegende konuşlanmış buldum. Soru, ateş misali… Bir kez içeri düşmüşse yanıtını bulana dek kasıp kavurur yüreği. Ben bir mecnun gibi, ben bir meczup gibi -heybemde yalnız sorum- yürüdüm. Karşıma çıkan herkese hep aynı soruyu sordum. Her biri yüzlerce yanıt verdi fakat doğrusunu hiç kimse bilemedi.

Gözler… Kendinin habercisi. Gözler… Hakikate açılan kapının bilinmez kilidi. Gözler… Apansız kasırgaların güvenli sığınağı. Nice sözler yarım kaldı gözlerin heybetinden, nice sükutlar haykırış oldu. Yoluma çıkan her bir insana, yaşamın özünü bulacakmışçasına büyük bir dikkatle baktım; gözlerinden derinine yollar aradım. Çok yollar buldum da. Biz bazen, farkında bile olmadan en büyük sırlarımızı deşifre ediyoruz gözlerimizde. En büyük yalanlar, bazen kendimize bile itiraf edemediğimiz sarsıcı gerçekler, kendimizce yarattığımız gerçeklikler… Hepsi kirpiklerimizin arasında bir ışık huzmesinden akıyor kalbe. Düşe kalka tozunu toprağını yuttuğum yolum gözler getirdi bana. Kainatın gizini açık eden gözler. Ve bende, o sırrı görebilen gözler.

Bu yolda öyle çok yürüdüm, öyle çok gördüm ki artık kimseye bakamıyorum Günce. İçimi kasıp kavuran yangınlarım bir kıvılcım gibi gelip geçiyor öylece. Bunca zaman bir kördüğüm gibi sıkı sıkıya tutunduğum hisler, yerini sakin bir denizin sessizliğine bıraktı. Geriye dönüp baktığımda, içimdeki o camdan kalp bir yanıtla en ufak darbede toza dönebiliyorken, şimdi bir elmas gibi yalnızca ışığını yayıyor etrafa. O ışık gözlerimden akıyor ve başka gözlerin anlamına eriyor sorularıyla. Ama gözler çok karanlık, ama gözler çok ağlamaklı… Ama biz çok sorular taşıyoruz gözlerimizde hiç cevapsız, Günce. Bu ışığın ardına saklanan bakamayışlar, sorumun yanıtına meydan okuyor galiba.

“Ey unutuş! Kapat artık pencereni”

İnsan kendini unutmasın Günce. Nedenleri, sonuçları ve soruları. Olmaz olasıca soruları. Ben unuttuğum sorumu gözlerimin ışığında gizlerken, sorum gömüldüğü yerden ilk günkü heybetiyle başıma üşüşmüş benden yanıtlar bekler. Ben yine bir yolun başında, bu kez elimde bir asa, son kez kendime baktım aynada. Uzun uzun, kendimi hatırlarcasına. Gözlerimin en içinden ruhuma inip, sarsıldım bir çığlıkla haykıran sorumun yankısında. Önce kendimi gördüm, bedenimi. Ruhumun kapısı olan gözlerimi sonra. Biraz daha derinlere bakınca, yaşantımı gördüm, insanlarımı ve konuştum onlarla. Ha gayret yola devam ettim, tabiatla buluştum orada. Üç boyutlu yeryüzünün ikilikleri çıktı yine karşıma. Biraz ileride yine sorular vardı, bu kez beni yola düşüren değil yolu bulduran. Nihayetinde o son adımı atıp asama tutunduğumda, onu gördüm… Yanıtımı. Gerçeği. Asıl olanı. Varlık ve yokluk alemini bütünüyle saranı. Özümü. Ben olanı…

Beni yeryüzüne indiren ve bir sorunun peşinde ömrümü tükettiren o yanıt, varlığımın ta kendisi, aynadaki yansımadaymış. O yollar, o gözler, o heybeme dolanlar benim aynamın yansımalarıymış. Ben sonsuzluktan gelen ve kendinde sonsuzluğu barındıranmışım. Anlıyorum ki ben “aşk”mışım.

“sonsuzluk da, ayna da sizsiniz”


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları