Günce – Beyaz – Bölüm 6

Yazan: K(a). // Tarih:


 

-meğer ne çok biriktirmişim/unutmam gereken şeyleri-

Beyaz… her şey çok beyaz. Duvarlar, duvardaki çatlaklar, çatlaklardan dökülen sıvalar… Beyaz, beni ele geçiriyor Günce. Delilik, bu kez belleğimin karanlık sularında değil tam da beyazın ışığıyla geçmişimi aydınlattığı çizgide. Ben ise hatırlamanın boğazıma sarıldığı yerdeyim, can çekiştiğim eller beyaz. Bir kedi görüyorum tırnaklarıyla duvarı tırmalıyor, kedi beyaz. Tırnaklarının duvarı hırpaladığı ses, beyaz. Bu ses bana saçlarımı yolduruyor, saçlarım beyaz. Neredeyse yarım asır tükettim yeryüzünde, üflediğim mumları unutmam için verdikleri ilaçlar beyaz.

 Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.”

Bir kış günü, insanı hangi dizeden vurur? Bu dizelerin ardına çok beyaz gizler bırakmıştım zamanında. Zihnimin karanlık dehlizleri kar beyazıyla aydınlanıyor. Beni vur tam burada, Günce. Ölümün beyazı, birazdan olacaklara yeğdir.

Kendimi Moda’da bir bankta buldum. Kaç saattir buradayım, ne zaman geldim ve niçin? Hala ölmediğime şaşkınım. Kar yağıyor, yapayalnızım beyazlar aleminde. Yanımdaki sokak lambasına bir martı kondu, yalnızlığımdan ürktü ve gitti. Sonra bir anda 25 yıl öteden bir adam belirdi. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Tanımak için çok çaba sarf ettim, yüzünde bilindik bir çizgiye ikna olabilirdim belki. Bana öyle ısrarla bakıyor ki kendimi onu tanımak zorunda hissediyorum. Gözlerine baktım, en içine. İşte orada bir beyaz yakaladım. Sözcükler, neredeler? Bu adamın bana beyazıyla anlattıkları hangi dilin tümceleri? Bu rengin karşısında öyle savunmasızım ki. Her şeyi öylece bırakıp gözlerimi kapatıyorum.

“Kar yağıyor
karanlıklara.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum
.”

 Bazı anlar, insanı ensesinden tutup savuruyor bir kenara. İşte o anları katran karasıyla boyamalı ve bir kömürlüğe kapatmalı Günce. Zihninin karanlık dehlizlerine hapsetmeli ve bir oyunun içine girmeli: “yok-muş gibi”. Unutmak istediklerimiz üstüne çok yazılıp söylendi bugüne değin. Beni şimdi hangi masal avutur? Her şeyi hatırlıyorum. Unutmak için bedeller ödediğim her detay, kendimden kaçtığım her an, peşine düştüğüm her karanlık, aydınlığıyla karşımda. Öldür beni Günce. Bundan sonrasına dayanamam. Beyaz zihnimi aydınlatıyor… ve kan damlaları yerdeki karı ala boyuyor. Ense kökümden omurgama bir hançer iniyor ve o adam… O beyaz. Adı ne? Can, Caner, Erdem… Ona hiçbir sözcük yakışmıyor, neden? Ben onu hiçbir tanımla sınırlandırmadığımdan belki.

Aşk… Adını koyduğum her özel şey gibi anlamını yitiriyor birkaç sınırla. O öyle kendiliğinden ve öyle eşsiz olmalı ki sıfatlar, zarflar, fiiller işlevsiz kalmalı. Hem sonsuzluk, hangi tanıma sığar Günce? Aşkın genzimi acıtan buruk ve doyumsuz tadını kaç kelimeyle ifade edebilirim en fazla? Aşk varken ben tanrıça, ben anne, ben kadın, ben sonsuz, ben kendim… Aşk varken ben ateş, ben kül, ben duman… Aşk yokken ben, ben miyim?

Tüm bu coşkuları bir yana, öyle çok istedim ki bütün bunların şizofrenik bir sanrı olmasını. Ama gerçekliğin hiç şakaya gelmeyeceği bir anda buldu beni o. Uçurum kıyısında, özgürlüğe iki adım kala tuttu kolumdan ve beni kendi uçurumuna sürükledi. Hayır! Hayatımı kurtarmadı, beni soluksuz bir yaşama mahkum etti. Ben bu yeryüzünde yarım asırı tükettim de, bana beyazı tattırdığı o gün kadar yaşamadım ömrümce Günce. Hiçbir kelime, hiçbir şiir, hiçbir nota o beyazı anlatmaya yetmez.

Biliyorum, asırlardır tanıyorduk birbirimizi. Birbirini ötelerden tanıyan iki ruhun sözcüklere ihtiyacı yoktur Günce. Beyazlar yeter anlatmaya her şeyi. Yollar ayrılsa ve yıllar önüne dursa bile, aynı yöndeki iki yürek mutlaka bulur birbirini. “Hayat bir çemberse ve biz gittikçe uzaklaşıyorsak birbirimizden, o vakit yakınlığımız çok yakındadır sevgilim”. Yalnızca bu ihtimal bile -bir delinin sanrısı olsa dahi- hayatta kalmak için yeterli bir gerekçeydi. Ben onu gençliğimin en güzel günlerinde, bir defterin en beyaz sayfalarına hapsettim. Belleğimi de aynı hikayenin içine gömdüm. Hiçbir şey hatırlamıyorum, her şeyden başka.

Onca yıl geçti, bir kere bile adını anmadım ölümün, ona küskünlüğümden. Beni hayatımın en çiçekli yıllarında yapayalnız bıraktı bir kasırganın ortasına. O, beyazı ala boyadığı günden beri beyaz da düşmanım oldu al da. Ve en çok belleğim, “başıma bela ve hazin” kaldı geride.

Şimdi ben beyaz odamda, beyaz çatlaklarımla, beyaz sesleri dinler, saçımdaki beyazlara yeni teller eklerim. Üstünden geçtiğim yıllarım beni yoklamasın diye beyaz ilaçlarımı içer, beyaz hayallerin peşinden giderim. Yokluğuna kafa tutuyorum bütün bu beyazlarla. Yerin de dibine gömdüğüm o kara beyaz ise, karlar altında bir bankta buldu beni. Dahasını yazmaya takatim yok Günce, bugün ölümümün adı “beyaz”.

Lambayı yakma, bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum
.”


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları