Günce – Nokta – Bölüm 7

Yazan: K(a). // Tarih:


 

“yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa

böcekler gibi başlamalı yeniden”

 Olduğumuza bulduğumuz çare, yoksa öldüğümüz müdür Günce?

Yaklaşık üç saattir tavanda sabit bir noktayı izliyorum. İzledikçe o nokta ben oluyorum. Sanki her saat, her dakika, her saniye bir hayat akıyor avuçlarımdan ve birileri yaşıyor o hayatı doyasıya, ben duruyorum noktamda. Benim hayatımı niçin ve nasıl yaşayabiliyor bu birileri, ben hangi darağacının ucundayım böyle Günce? Mevsimler geçiyor, çocuklar okula başlıyor ben noktamdayım. Günler günlere ekleniyor, çocuklar okumayı öğreniyor, ben yine noktamdayım. Rüzgarın kokusu kar kokmaya başlıyor ve çocuklar çarpım tablosunu öğreniyor, noktamdayım. Geçtiğim tüm yollara, bastığım her çukura, ayağıma takılan taşlara çarpa çarpa kayboluyorum gelecek senaryolarımın arasında, ve bak hâlâ noktamdayım.

Bir çiçeği ait olmadığı topraklarda yeşertmenin beyhude çabasına düştüğümden beri aidiyeti sorguluyorum ısrarla ve bir türlü çıkamıyorum işin içinden. Toprağın potansiyelinden fazlasını beklemek bencilliği mi, çiçeğin olabileceğinin ötesini zorlamak mı bu bilmiyorum. Zaten hep böyledir Günce, ben hep en olmayacak işlerin peşine düşerim. Unutmak sisi beni sarmış ve beyazlığında tüm geçmişimi yitirdi sanmıştım. Fakat ötelerden gelen o nefes bir üfledi ve tüm sis bulutu dağıldı da ben öyle kalakaldım anıların ortasında. Unutmak değil ama  söylenildiği gibi belki de “hatırlamamak mümkün”. Etrafı sisler sarıp görünürdeki her şey yok olunca -göz gözü görmeyince hani- ben de unutmayı oldurabildim sanrısına kapılmışım şimdi anlıyorum.

İnsan geçmişte biriktirdikleri ve gelecekten korktukları kadar bir ömür biçiyor kendine. Ben her şeyi geride bıraktığımı sandığım o şehrin kapısını hiç aralamadım bugüne dek. Orada gördüğüm gözler, dokunduğum yüzler ve tuttuğum elleri hatırımda kilitli bir kutuya kapattım. Kursağımda kalan her cümleyi denizindeki suyla sonsuzluğa uğurladım, çığlıklarımı taş yapıp derinindeki kumların bağrına gömdüm ve ömrümü tükettiğim bu başka şehre kimsiz, kimliksiz, anısız getirdi adımlarım beni. Olduğum yerde, göğsüme bahar solukları doldurarak tazelendi ruhum. Şimdiyse burada, yeniden oldum sandığım yerde, aslında öldüğümü görüyorum içime doldurduğum her nefesin boşluğunda.

Gözlerimi kapatıyorum, yaz meltemi okşuyor tenimi. Caddenin dingin ama coşkulu gürültüsü kulaklarımı dolduruyor. Denizin kayalarla oynaşırken çıkardığı sesler içimde bir yerlere dokunuyor. Kadehe düşen iki tane buzla birlikte ruhum ürperiyor bir anda ve ben donuyorum yaz sıcağının ortasında. Soluk renkli bir fotoğrafta buluyorum kendimi. Gözlerim mahmur, yanaklarım al, içim içime sığmaz olmuş ve elimdeki kadeh mahzun. Ben umutlu, dünya güzel… Öyle sanıyorum o anlarda. Şimdi dönüp bakarken o kareye elimdeki fotoğraftan, ait olmayı anlamak istiyorum Günce. Benim o fotoğraftaki yerim ne? Sanki yıllar evvel kalbime bir gül fidanı dikmişim ve o büyüdükçe dikenleriyle beni kanatıyor gibi her baharda. Aklıma her düşüşüyle siyah beyaz bir andan öte, kırmızıya boyuyor geçmişimi. Olmayacak topraklara, yeşermeyecek güller mi ektim Günce?

Ait olmadığın topraklarda yaşama tutunmaya çalışmak bir intihar girişimi olsa gerek. Biliyorum suçu yine başkasında arıyorum. O intihara kendimi bile isteye ben sürükledim Günce. Kendimin uçurumundan atlama cesareti gösteremeyince de, önüme çıkan ilk ademin eline tutuşturdum tetiği ve bekledim beni öldürsün diye. Doğrusu böyle ölümün kıyılarında gezip de hayatta kalacağımı tahmin etmemiştim hiç. Yıllar var ki ben hâlâ, ilk gençlik yıllarımda ucunda durduğum o namludan beni öldürmesini bekliyorum. İnsan ölüme bile ait olamayınca kendini bilmedik tuzaklara bırakıyor demek böyle ve bildim “hüsran çok sanat müziği bir kelimedir” Günce.

Ölüme bu denli teşne hallerim, yaşama ait olabilmek için aslında. Çünkü ölmeden var olamaz insan, kendini öldürmeden can bulamaz bu yeryüzünde. Aklın sınırlarının ötesinde bir ölüm, yaşama meydan okumanın Allah’ıdır! Bana öğretilmiş bunca kavramın içinde kendime ait sözcükler yaratamıyorum Günce. ‘Ben’liğim, herkesliğin içinde yok oluyor ve asıl cinayet işte burada başlıyor. Şimdi ben, öğrendiğim tümcelerden bir ip yapıp herkesliğimi asacağım tüm gözlerin önünde meydanını okumak adına bu yaşamın. Ve ölümümün başladığı yerde, salt yüreğimle yeniden var olacağım sonsuz benliğimde.

Karşımda ömrümün herkesçe çizilmiş bütün çizgileri ve elimde yok oluşun cüretkâr silgisi, onları silip yeniden başlamak istiyorum hayata ben noktamdan. Aklımı çok gerilerde beyaz bir sisin içine hapsettim, akılla yaşarsan yaşama tutsak olursun, satırlarını okuduğumda. Şimdi yeniden, evrenin sonsuzluğa karıştığı o noktaya dönmek ve yüreğimde kalarak -cesurca- yaşamın kendisine meydan okumak noktasındayım Günce. Ve tetiği çekiyorum. Nokta.

 


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları