His ve Gök

Yazan: Neslihan Magunacı // Tarih:


 

 

 

 

Sol çaprazımdaki binanın ikinci katındaki orta pencereden gelen ışık sönüyor. Bardağımdaki lezzetsiz çay, bitmek üzere değil ve elbette ki soğuk… Epey kanım kurudu ve bugün Tolstoy’u konuşmak istemedim Teşkilat Tarihi’nde. 97 yılına kadar neden doğmadığımı düşünüp dururken uyuyakaldım. Kafamın içinde dönüp duran düşüncelerimin arasına sızan yabancı seslerden anlıyordum şuurumu kaybetmediğimi. Ki 97’den sonra da, yalnız bir defa doğdum. Seni affetmek istiyorum E, fakat en çok seni affetmemem gerek. Bugün, bilmem kaç milyon insana senden bahsetmedim. Kusura bakma, aram sayılarla iyi değil. Benim aram, teknolojiyle de iyi değil. İnsanlarla da… Bir kız ağladı bugün karşımda, durup da ‘Neden?’ diye sormadım, gerek duymadım. Ben bugün ilk defa bir insanın acısına, ağrısına sırt çevirdim. Acı çeken insanlar iyi olanlardır, diye başlayan tezim, bugün son buldu. Yakın arkadaşım E, yakın arkadaşım… Kan kanseri!

yalnızca acı çekmek değil şimdi…

“Tanrı, yalnızca sesini sevdiği insanlara dua etmeleri için dert verip hemhâl olurmuş onunla. Bu, senin hayatında bir sorun, bir engel değil.  Kendini yenileyip daha güçlü bir sen ile yoluna devam edebilmenin ilk adımı. Ve eminim ki, bu var olan güçlü sen’in tahtını bile yıkabilecek çok daha güçlü bir ‘sen’ doğacak senden,” dedim…

Zehir zemberek!

İşte burası, insanların yolları çiğnemesinin mümkün olmadığı, okunmayıp rafa kaldırılarak tozlanmasına müsaade edilmiş; baharın çoğu zaman uğramadığı ve bolca kar ile bezenip soğuğun, yılgınlığın her harfin arasında denk gelinmesinin mümkün olduğu, bir kitabın arası. Zaman… Bana düşman olduğunu belli eden zaman, burada bize hükmedemiyor. Ve yılgının en samimi zerrelerini alıp avuçlarımıza, harflerin köklerine ekerek satırları besleyip büyütüyoruz. Burada ne gece, ne gündüz…  Burada, ne bir insan, ne bir kavram… İşte, her gece umudu fısıldayıp kulağına, tekrar ede ede okuduğum satırlar… Bizi, onların karşısında dik tutsun diye özenle sarıp sarmaladığım satırlar… Çoğu Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ından, kalanı, İsmet Bey’in Erbain’inden…  Fakat, birçok kitap ve her şeyden, satırlar… Şimdi kütleler halinde tasfiye edilen bizi, onlar korumakla görevli insanlardan. Burada güvendeyiz. Çünkü burada ne tehlike, ne siyaset…

“Yaklaşma, davranma yakarım!”

En çok da bunu seviyordum sen de. Bu hiçbir yere ait olamamazlığını, kendimden o kadar iyi biliyordum ki, seni bir “hiçbir yer” bölümüne alarak, bir yere muhakkak konuşlandırdığım insanlardan uzakta ve hep benim yakınımda, hep bambaşka bir yere atıyorum. Her bambaşka deyişimden bile başka bir yerdeyiz şimdi.  Sen buraya nasıl geldin ki; artık bulutların başımın üstünde bir daha dönemeyeceğine inandığım, karanlığa aşık olsam da ışığa özlem duyarak, aydınlığı sinemden kovdukça esnediğim, bir daha kendime denk gelmeyeceğime inandığım bu zamana… Bir zamandı ki, her gece yastığa başımı koyduğumda beni uyutmadan düşündüren dünya gözünden arınmış duygular vardı. Ki, iyi ki var oldu o duygular. İyi ki, dünya gözü ile bakmadım hiçbir şeye. Sana bile…

Bugün Faris’e söylemem gereken şeyleri yine söylemedim. Cibali’ye gitmedim, oturmadım o binanın çatısında.

Bir büyük özlem
ve kargaşa…

 

 

İstanbul – Kuzguncuk

2019


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları