KARADELİK ÇIKMAZINDA YELKENİ KIRIK GEMİ I

Yazan: Zeynep Sina Ersan // Tarih:


Sahnelediğimiz bu skeçte kahrımı çeken herkese…

-SAHNE 1-
FON (ELİS KONUŞANA DEK ÇALAR).
AYRICA KISIK BİR ŞEKİLDE KUŞ SESLERİ VERİLİR.
GÜNDÜZ VAKTİ UZAY BİR BANKTA YERE BAKARAK OTURMAKTADIR, DÜŞÜNCELİDİR, YALNIZDIR.
ELİS ORADAN GEÇERKEN GÖZÜ UZAY’A TAKILIR. BİRAZ DURUP İZLEDİKTEN SONRA YANINA GİDİP OTURUR. GÖZLERİNİ HAFİFTEN GÖĞE ÇEVİRİR.
Elis: Yıldızlar ne kadar da parlak
UZAY KIZA BAKAR, HAFİFTEN GÜLÜMSER VE ELİS’İN BAKTIĞI YERE DOĞRU BAKAR.
Uzay: Parlamak yıldızların gece nöbetidir.
Elis: Güneşin ufuktan aşağıya henüz kaymamış oluşu yıldızların parlaklığını azaltmaz ki. Orada, bir yerlerde, bir insanın umudu olan yıldız elbet parlıyordur. Şimdilik göremesek de… “Tıpkı” az önceki gülümsemenin acılarını küçültmeyeceği gibi.
UZAY, ELİS’İN KONUŞMASININ BAŞINDA GÜLÜMSER, ARDINDAN GÜLÜMSEMESİ KAYBOLUR.
Uzay: Milyarlarca ışık yılı uzaktalar. Ölüp ölmediklerini bilemeyiz. Belki şu an biri her şeyi çeken acımasız bir karadeliktir. Yaşıyor gibi görünüp ölen birçok insan var.
Elis: Senin için hayata direnen biri vardır elbet.
UZAY CEVAP VERMEZ
Elis: Hiç denedin mi mesela bir yıldızla konuşmayı?
Uzay: Hayır
Elis: Peki bir insanla?
Uzay kafasını olumsuz anlamda sallar.
Elis: O vakit cevap vermeyerek sorulması gereken sorularından kaçıyorsun.
Uzay(Donuk bir şekilde): Ya bir insanla konuşmak istemiyorsam?
Elis: Konuşursan eğer, belki, bir gün o da sana yıldızların dilini öğretebilir.
ELİS ÇAKTIRMADAN UZAY’A BAKAR. UZAY GÜLÜMSEMEKTEDİR. ARDINDAN KAFASINI ÖNE EĞER, ELLERİNE BAKAR, GÜLÜMSEMESİ SÖNER.
Uzay: Sadece kendimle olacak kadar yalnızlaşmama izin veriyorlar. Halbuki ben başta kendime katlanamıyorum. Öyle büyük çelişkiler var ki sanki iki farklı ruh paylaşıyor bedenimi ve devamlı olarak çatışıyorlar. Soğuk savaş… Ben yanarken vuku bulan soğuk savaş… İki ucunda da ağzı kanlı yaratıkların, eli tırpanlı ölüm meleklerinin nöbet tuttuğu bir asma köprünün arkasındayım. Kaçacak yerim yok, çaresizim. Altımda; çığırışların, haykırışların, ağıtların yükseldiği cehennem… Hepsini duyuyorum. Her ses benden bir şeyler çalıyor. Açlıktan ölen her çocukla birlikte ben de ölüyorum mesela. Tamam, kabul. Kötü bir hayatım yok, hatta çoğu kişiye göre yaşam standartlarım yüksek. Ama aynı ölçüde çoğu kişiden kırılganım sanırım. Her kötü hayatı yaşıyorum. İçimde katiller, mafya babaları, cesetler, tabutlar ve daha onlarcası saklı. Bense sadece hissetmemeyi diliyorum. Bunu diledikçe hayattan ayrılma arzum artıyor.
ELİS UZAY’A ÇUBUK KRAKER UZATIR.
Elis: Kağıttan gemi yapmayı biliyor musun?
UZAY ŞAŞKIN ŞAŞKIN ELİS’E BAKAR
Elis: Yaşantımızın dümeni avuçlarımızda değil. Hatta belki o çocuk şarkısının da dediği gibi ellerimiz bomboş kalmıştır. Ama atladığımız nokta, boşlukların işlevi dolmaktır.
Uzay: Murphy kanunları çerçevesinde bir genelleme yapacak olursak doldurmaya çalışırsan delinir bir yerde. Yani boşlukların işlevi daha da boşalmaktır diyebiliriz.
Elis: Belli oranda doğru. Madem bu denli boşluklarla doluyuz, ihtiyacımız olan kağıt gemilerdir! Astronotlar uzayda yüzebilirler, biz de bizi sıkan tüm olayları kağıtlara yazıp gemi yaparız. Onlar kurtulma vakti geldiğinde ise okyanusa bırakırız. Gerçek suda yüzmenin zevkini tadarlarken biz özgürleşiriz.
Uzay: Kağıttan gemi yapmayı bilmiyorum. Öğretir misin?
ELİS ÇANTASINDAN BİR KAĞIT ÇIKARIR, UZAY’A ÖĞRETİR.
IŞIKLAR SÖNER. SAHNE BİTER.

-SAHNE 2 –
DEKOR: HAYRETTİN’İN KAFESİ; 3-4 MASA (1-2 TANESİ DOLU.)
MİNA VE UZAY YÜRÜYERKE SAHNEYE GİRERLER.
Uzay: Of Mina of… Yıllar sonra karşıma çıkan tek piyango biletini de kaybettim.
Mina(Tiksinerek): Neymiş bu kızı bu kadar özel yapan?
Uzay: O şey gibi… Nasıl desem… Imm… Yeşil! Evet, kesinlikle yeşil! Ne sarı kadar hüzün, ne mavi kadar huzur…
MİNA CEVAP VERMEZ. YÜZÜNDE HAFİF KÜÇÜMSEME VARDIR.
OTURURLAR.
Uzay: Keşke numarasını almayı akıl edebilseydim! En gerekli anlarda çalışmaz zaten beynim! Uff
Mina: Elden ne gelir Uzay? Koskoca şehirde bulmamız imkansız.
Uzay: Biliyorum…
HAYAT SİPARİŞ ALMAK İÇİN YANLARINA GİDER.
Hayat: Ne alırdınız? Aa, dur tanıdım seni! Amcamın arkadaşısın.
HAYAT HAYRETTİN’İN YANINA DÖNER.
Hayati: Amca, seninki geldi yine.
Hayrettin: ‘ani?
Hayati: Şurada (PARMAĞIYLA İŞARET EDER)
HAYRETTİN, HAYAT’IN OMZUNA DOSTÇA VURARAK UZAYLARIN YANINA GİDER.
Hayrettin: Oo, Uzay ‘oş geldin. (BAŞIYLA MİNA’YI SELAMLAR. SANDALYE ÇEKİP OTURUR. HAFİFÇE ARKAYA DÖNER) ‘ayat! Bize üç çay bir ‘avuçlu kek!
Hayat: Hemen geliyor!
Hayrettin: Üzgün görünürsün Uzay. Bak sana bir şey anlatacağım ‘emen neşeleneceksin!
Mina: Sırası mı şimdi canım neşenin! Halil Sezai açın da biraz efkarını yaşasın çocuk.
HAYRETTİN MİNA’YA GARİP GARİP BAKAR. ARDINDAN UZAY’A DÖNEREK DEVAM EDER.
Hayrettin: Geçen ‘ayat okumuş benim kitabı. Dedi amca bastırsana bunu. Ben de dedim oğlum ‘ayrettin, Uzay basar, koskoca yayınevi sahibi çocuk! ‘em kazanırsa o kazansın. Çocuğun kime kimsesi yok bir sen varsın.
UZAY SÖZÜNÜ KESER
Uzay: Aslında abi, biri daha vardı. Birkaç saatliğine de olsa vardı…
Hayrettin(ANLAMAMIŞTIR): Ne diyon Uzay?
Mina: Geçen hafta bizimki bir başına otururken –hani şu bankta- gelmiş bir kız, çözmüş bunun dilini. 1 haftadır kız için yas tutuyor.
HAYRETTİN UZAY’A “NE ÇAPKINSIN” DER GİBİ BAKAR.
Uzay: Abi, öyle bir şey değil! Gerçekten dost bulmuş gibiydim en hakikisinden.
Hayrettin: Ağzımı bile açmadım.
Uzay: Ya baktın ama!
Hayrettin: Aman be Uzay! (Alayla) Annen sana “tanımadıklarınla konuşma” demedi mi?
Uzay: Bir zamanlar seni de tanımıyordum abi.
Mina: Yine de nasıl anlatırsın tüm her şeyini? Bana “en iyi dostuna” bile anlatman 6 ay sürdü be!
HAYRETTİN MİNA’YA TERS TERS BAKAR
Uzay (Homurdanarak): Sanki her şeyi biliyorsun da
Mina: Hem ya sana zarar vermek isteseydi?
Uzay: Şimdi saçmaladın Mina! Niye öyle bir şey istesin?
Mina: Nasıl bu kadar kolay güvenebiliyorsun?
Uzay: Çünkü hissettim. İlk defa “dibe vurmak” dışında bir şey hissettim. Ayrıca dünya ancak tanımadığımız insanlara potansiyel organ mafyası gözüyle bakmayı kesip güvenmeye başladığımız an daha iyi bir yer olacak.
BİRKAÇ SANİYE SESSİZLİK OLUR.
Hayrettin: Gel yarın seninle gidelim aynı parka.
Mina: Saçma bir umuda terk etmeyin çocuğu!
MİNA’YI UMURSAMAZLAR
Uzay: Orda mıdır dersin Hayrettin abi?
Mina: Tabi ki hayır (AYNI ANDA) Hayrettin: Tabi ki evet
HAYRETTİN MİNA’YA TERS TERS BAKAR. ELİNDE ÇAYLARLA HAYAT GELİR.
Hayat: Havuçlu kek kalmamış.
Hayrettin: ‘adi be! (Uzay’a dönerek) izninizle ben gidip mutfağa bakayım.
Uzay: Biz de kalkalım Hayrettin abi, yayınevinde işim var.
Hayati çaylarla yalnız kalır.
Hayati: E çaylar nolcak?
IŞIKLAR SÖNER. SAHNE BİTER.

Devam edecek…


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları