MEYUS

Yazan: Neslihan Magunacı // Tarih:


 

“ Kımıldama!
Her şeyi unutup, Üsküdar’da kendini sisten çökeltip uçsuz bir karanlığa teslim ettiği akşamüstünü hatırla. Resmedeceğim senden olma bir kışın kokusunu. Uçuşun saçlarının hayatımda bırakacağı o eşsiz rüzgarı ve gözlerinden kendi yalnızlığına uzanırken tüm yünlü acılara ev sahipliği edişinin esintisini. Merhametini benzetebileceğim bir masumiyet yoksa da dilime konan bu marşı bir resme tüküreceğim. Şimdi  sarsılsın aşikarlık, kendimizi unutalım; uygun adım Maviciler geçecek aklımızdan. Öyle bir yürüyeceğiz  sahil boyu ve bütün kavramlardan uzak. Sesini tarif edecek bu kelime tam dilimin ucunda ancak aklıma gelmiyor kahrolası! Onu bulunca bir sokak çocuğu ile maç yapacağız taştan kalelerle; beni yakan şu grejuvada yanmayı kendi isteğim ile bırakacağım.
Kımıldama!
Bu son kuraklığıdır ki hayatımın bir başka hayatta kendime teyelledim en olmaz yanımı. Seni oraya sürüklemek adına kaç hayatı hiç ettiysem de boşuna diyeceğim cümleleri kustum defalarca. Seni anlatamamaktan sıkılışımla ustaca seksek oynuyor şimdi her kağıt. Kımıldama diyorum, beni dinle bir defa.
Ve sen şimdi E, yalvarıyorum bir daha girme hayatıma ki ben tekrar gitmek istemem çoktan silindi dediğim her şeye. O sokağa bir daha bakamam ki en meraklı kıyafetini giyinmiş gözlerimle. Bir daha düşemem İncebel’in başında ve Cibali kapısına her akşam yedide tekrar koşamam. Sen denk gelme isterim Pertevniyal’in her ara sokağında.
Çünkü ben yağmurlu bir günü terk edemem tekrar, bulayamam kendimi İbrahim amcanın çarpazındaki seyyar satıcının elindeki kitabın son satırına. Ağlayamam yeniden Sirkeci durağının arkasına çömelip. Yeni acılar yaratamam kendime ayrılıklara bezeyip. Seni tanıyamam yeniden hiçe sayıp onca satırı. Kımıldama diyorum, yaklaşma! Seni son bir defa da resmedeceksem de bir mısranın arasına, bir daha asla misafir etmem gölgeni kendime.”

Kargaşa…
İlk gün ki gibi yeniden ruhumla aramda belirdi yine ki, başımdaki aralıksız döngü bir kırışıklığın içinde buruşarak yüzüme çarpıyor. Kendime alıkoyamıyorsam bu günahtan kim ile hesaplaşacağımı bildiğim için. Yorgunluk tüm keskin hatlarıyla varlığını tüm yokluğumda hissettiriyor, dudağıma konan kırık ezgi olağan şüpheli bir tavırla dilsizliği susuyordu ve ısıtmayan bir güneş geceyi sineden kovuyordu. Islak ot kokuları yanık zamanla örtüşüyordu aniden. Keskin bir çizgi büsbütünlüğüme düşmanlığını en dik duruşuyla karşımda çığırırken aklıma hep ona söylediğim satırlar geliyordu. Satırlara buğulu bir pencerenin kıvrak ve sisli yalnızlığı konunca kendimi kargaşaya teslim ediyordum. Vedadan kopuk harfsiz bir kelime kendi aksimle birlikte bana ters orantıyla ilerlerken yüzüme yeryüzünün pisliğini vuruyordu ki, beynimi kemiren tüm cılız yanlarım titrekliğini meydana sermekten kurtaramıyordu kendini.  Yarım kalan mısralar yeni bir yorgunluğa açılırken birkaç seneye ihtiyacı olan umutlarım o çeşmenin başında kendini öldürüyordu. Taviz verseydi eğer ki kendinden zaman, kendimi yolup yine de peşime düşecektim  ve ne desem yanmışlık olmayacaktı belki. Yeryüzüne indirilmiş o son ayetin bir daha hiçbir yerde rastlanamayışının acısıydı belki bu kayıp giden. Hayli yorgun bir yaş ile son yorgunluğunu ardında iz olarak bırakıyordu, kimsesizler yurdunun soğuk koridorlarında sıtmadan kıvrılan çocukluğumun acıları. Geçmişime basmamak için hangi taşa basmayı atladıysam başka bir taşta bir yanlışa basıyordum. Hatırlıyorum o geceyi. Kendime yakalandığım oysa kendime yardım ve yataklık yaptığım, kendimi yanlışa itip kendi mahkememde yargıladığım o saatleri! Ah, itebilsem o geceden öteye kendimi!
Sana anlatacak çok şey biriktirdim E, öteden gelen tasvirsiz bir benzerlik. Çoktan inancı yitirilmiş eşitliğe dirilişe olan umudumla sürdüğüm ezca; haya! Ve arsız bir kimsesizlik. Onca ölmüşlüğüm var birikip birikip sustuğum, çoğu bir başka katta. Önce kımıldama ve yasla başını dertlerine. O vicdanın kokusuna olan inancıma yığılarak ilerledim. Vakit denen o çıbanlara basıp uluklardan sıyrılarak sana susacak çok şey biriktirdim. Kargaşanın içinden geçip insanlara çarpıp benden seken her harf yine sana ulaşıyordu.
Anlaşılmasın istiyorum E, susamışlığım, korkularım. Korkuyorum açıkla tanışmasını gizlediklerimin. Kımıldama ve dokunma. Çok şey sığdırdım sana. Şimdi usul usul konduğun kalem ucundan çekil. Kağıt ki başını eğsin hadsizliğinden. Bir kıyıya demir atsın yalnızlığım. Dokunma ki mevsimler kurtulmalı bu rengi belirsiz hava hallerinden. Kımıldama diyorum, kırgın yanlarım büyüsün artık!
Ona söylenebilecek her şeyi söylediysem artık ki tek bir harfim dahi kalmadı onun uğruna harcanmaya, öyleyse artık beni küskünlüğe çark ettiren zamanları anlatmaya başlayabilirim.

 

 

 

İstanbul – Beykoz
2019

 


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları