TANPURA

Yazan: Neslihan Magunacı // Tarih:


 

 

“Nasıl başlayacağı belli olmayan bir cümle ile ilk cümlemi tüketiyor olmak üzücü! Fakat alelâde alınmış bir karar ile başlıyorum bu hikayeye. Hangi şiirimin veyahut satırımın hangi duygudan doğduğunu hiçbir zaman bilemediğim için, başlıksızdı benim şiirlerim fakat ilk defa doğarken ölmemiş bir çocuğum oluyor benim. Dolayısıyla adı konulmamış bir evlat olarak kalmayacak bu yazdıklarım. Ben ona bir isim vereceğim, gülüşünle ve hakkını hiçbir zaman veremediğim, vermeme müsaade etmediğin gözlerinle alakalı olacak muhakkak. Sen her bu ismi tekrarlayarak diline düşürdüğünde  farklı bir şeyi hatırla!
Niçin mi?
Buraya düşen her harf sana olan hislerimin canından dökülecek; sen dökülen her harfin hatırına kendini sorgula, en çocuk yanlarını büyüt. Kurtul nefret ettiğin andan ve takılı kaldığın geçmişinden. Ve oku! Hislerimin yoğunluğundan dökülüp sızan her harfi oku, her harfin canını oku. Değdir gözlerini, süzdür onları satırlarımın üzerinden. Onları mükafâtlandır; hak ettiler ziyadesiyle.
Oku ve beni hırpala, asla affetme!”

   Kargaşa…
En az İstanbul’un kalabalığı kadar büyük bir kargaşa… Sorular, saldırmaya hazır akbabalar gibi üşüşüyordu aklıma. Git ve kal arasına sıkışmış belki yüzbinlerce yol ve her yola pusu kurup bekleyen tonajı ağır sorular…
   Korkuyordum, durup etrafıma baktığım her saniyeye doğru orantılıydı sorulardan üreyen korkum. Gitmeliyim, dedim, şuradan hemen bir Beşiktaş vapuruna binip yolunu tutarak evin, öldürmeliyim bütün soruları. Dönmeliyim bu yanlıştan. Oldukça ürkek bir iki adım attıktan sonra tekrar durdum. Derin bir nefesin ardından bir kez daha süzdüm etrafımı.
   Kargaşa…
Ve üstelik, gittikçe çoğalan, tüketen sertlikte.  Yanlış mı? Evet, yanlış! Fakat bana yapılanların ne kadarı doğruydu peki? Bana bunca yanlışı yapanlar mı yargılayacaktı beni? Trafik ışıklarının yanına gidip tekrar durdum. Kendimi avutmak için düşündüğüm hiçbir şeyle, biriken soruların aklımı tekmeleyişini  durduramıyordum ve bu saldırıya yenik düşmekten korkuyordum.
   Tüm yılgınlığı ile birlikte karşıma geçip oturduğunda ne kadar kırık biri olduğunu, gözlerini tek bir yere odaklayıp her şeyden kendini yalıtmak istediğini fark ettiğimde anladım.
  “Sen hiç korktun mu?” dedim önce, kafa salladı. Neden korktuğunu, neyin onun korkutma cesaretinde bulunduğunu ondan daha iyi biliyordum. Aklının içinde yüzüp duran şeyin her gece onu uyutmayacak kadar keskin olduğunu ve kendini onun karşısında yoksun hissedecek kadar cılız kaldığını da…  O, şimdi, tam da şu anda dediğim bir zaman diliminde karşımda bütün çıplaklığını bana sunmaya hazırlanıyordu. tüm mahremiyetini…
   “Sen hiç aç kaldığın için bayıldın mı?” dediğimde sağ dizini hızlı bir şekilde oynatmaya başlayıp “Hayır,” dedi, hayır.
“Seninle bir anlaşma yapalım,” dediğimde ise gözlerinin içindeki heyecan bir başka heyecana benzetiyordu kendini.  “Ben seni büyüteceğim, hiçbir yere ait olmayan gözlerinin nereye ait olduğunu bulma konusunda yardım edeceğim sana. Yürümeyi, kaçmamayı, hayatla anlaşamasan da onunla iletişimde bulunmayı, tutunmayı ve yapmak isteyip de yapamadığın her ne varsa hepsi için bir umut olacağım. Sen benimle yeniden doğup kendini tanıyacaksın fakat sonra gideceksin. Giden kişi sen olacaksın. Vazgeçeceksin e harfine yaslanmaktan,  bir başka duygu altına bastırarak duygunu kendi adını koymaktan. Sana, sen olmaya izin verilmediği için korkup saklanan seni tanıtacağım. Kendini bulduğun an gideceksin fakat ben asla gitmeyeceğim ve senin ardından kapkaranlık yazılar yazacağım,” dedim.
   Kabul etti Gececi ve nihayet ki bu anlaşma bitti. neredeyse her başlayan şey gibi. Onu bu hikayeden ben kovdum ve şimdi tüm bu kargaşanın içinde affedilmemeyi hak ettiğimi farkında olduğum için kapkaranlık yazılar yazıyorum.  O kendini tanısın ve aradığı huzuru bulsun diye Tanrı ile anlaşma yapıp benim hayatımı onun hayatının karşılığında yakmasını çok kez diledim. Bu yüzden ki, Tanrı’nın beni affetmeyeceğinden eminim, onun da affetmeyeceği gibi.

Anlatacağım artık Gececi, o gün ne konuştuğumuzu, o anlaşmanın hangi maddelerine sadık olup hangilerine olmadığımızı, onunla neden böyle bir anlaşma yapmak isteyip ve neden gitmesini istediğimi artık tek tek anlatacağım. 7 Şubat’ı ve o günden öteye neden kendimi itemediğimi de…
Senden ricam Gececi, her bir kargaşanın içine girdiğinde beni hisset. Onu bir kargaşa içinde bulup yine orada kaybettiğimi, kendimi kargaşadan alıkoymayıp boğulmama engel olmadığımı hisset…  

        Tarih benim için bir daha 7 Şubat olmadı Gececi. bir daha 7 Şubat hiç olmadı!                                                                                                        

İstanbul- Çengelköy
2019


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları