TELAKKİ

Yazan: Neslihan Magunacı // Tarih:


 

“Beni, o sahilde herkesten saklanmak için bulduğum iki ağacın altında uzanmışken yakala artık. Gözlerimi açtığımda bulutların önünde poz veren gözlerin, yalnızlığıma zarafetle dokunsun ve yavaş yavaş doğrulmamın her saniyesini özenle süzsün. Biliyorum, beni bir gün bulacağını biliyordum demek ruhlarımızın arasına pusmuş gize ihanet etmek olacak. Susup dudaklarının kıvrımının arasına sızan güneşi seyretmeliyim.  Bul lütfen, yalvarırım beni bul! Ben senden bir Tanrı var edip yalnız seni anarak kendi başımı okşadım. Ben koca bir yalnızlığa diz çöktürüp ona senin adını sayıklatarak, bütün işvesiyle sana gülümseyen dünyada neyi üstün tuttuysan ondan daha çok hak ettim varlığını,” dediğimde kitabını alıp yavaşça kapıya yöneldi. Hızlı adımlarla önüne geçip durdurdum onu.
   “Seni yalnızca hırpalamak istiyorum. Allah yarattı demeden ve hiç acımadan, hırpalamak. Eğer gidiyorsan şimdi ki, her şey senin için gitmek ve kalmak adına yaratıldı biliyorum; çoktan tükettiğin kelimeler için hiç kullanmadığım satırlarımı tüketmeyeceğim. Birazı yılgın, birazı kendini gökyüzüne bakmaktan alıkoymayan şu düşlerini çek artık gözlerimin önünden. Son bulsun bir başka son için, zamana öfke ile saldıran ayağa kalkışların. Karşımda diz çökmeni istiyorum ve başka bir ihtimal yokmuş gibi yığılmanı güne. Git artık, kalmak senin harcın olmadı hiçbir zaman. Biraz yürürsen açılır belki göğe doğru umutlarının gözenekleri.  Aksak bir yağmura tutulursun da ıslanır belki, bir hayatın arasına koyup kuruttuğun düşlerin. Belki unuttuğun kendini hatırlarsın, sana bir türlü anlatamadığım, sen olduğuna inandıramadığım kendini…”
    İyiden iyiye dudakları büzüşmüştü ve başını yerden kaldırmıyor, gözlerime bakarsa nefesimin kesileceğinin farkına vardığı için tüm sabrıyla konuşmama müsaade ediyordu.
    “Ben istemedim. Anlıyorsun değil mi, ben istemedim. Dikey inşalar arasına gelmek gibi bir isteğim hiçbir zaman olmadı ki Tanrı da bana zaten, gitmek isteyeceğin yere gelmek ister misin diye sormadı. Yalan söylemeyi, günah işlemeyi ben tercih etmedim. Ne yaptıysam yapmaya itildiğimden. Ben suçlu değilim, suçlu olan Tanrı!”
   Kafasını aniden kaldırıp kızgın alevler gibi parlayan gözlerinden dikey bir hüzün fırlatıyordu gözlerime. Ne demek istediğinin farkındaydım, bir an küçük bir yutkunuşun öfkemin önüne nasıl geçtiğini fark ettim ve hemen topladım kendimi. Fakat olağan kısık sesle devam edebildim konuşmaya.
“Şu an ağzının ortasına vurmak istiyorum ve bir daha seni görmemek! İnanmıyorsun sen sadakate, oysa beni, Züleyha’nın sofrasına oturtsalar bile elimi kesmem.”
   Yavaşça çekildiysem kapıdan eğer kendi rızamla, artık gitmesi gerektiğini bildiğimdendi. Bizi tepeden tırnağa sarmış hüznü damıtamıyorduk çünkü bir başka hüznün ucuna.
“Ey hiçbir ritmin ayakucuna uzanıp uslu durmayı beceremeyen çalpara! Ey her uykusuz geceye sığdırdığım kitapların arasına sıkışan heves! Ey boşa çıkan sokaklarda yürürken durup durup ettiğim yeminlerle keskinliğini sivrilttiğim öfke ve gitmesi gerekenin karşısında durarak dilenen umut! Beni kabuslarla korkutup düşünmeye hapsederek uykumu kırbaçlayan dargınlık! Ölün artık! Ölün, bana hiçbir his ile hareket etmeyen bir duygu gerek şimdi. Kimdi bu, bana bütün bunları yaşatmak için gözlerimi, ellerimi ve beni var eden? Ne hakla hâlâ yaşatıyor beni? ve neden?
diyordum içimden. Çünkü artık gerek yoktu, evet gerek yoktu daha fazla gülüşünü seyretmeye. Acıyordum, gülüşüne hayran olanlara, ondaki gizi ve karanlığı farkına varamayanlara! Acıyordum kim varsa başkasına takılı kalmış! Onu düşündüğümü özenle susuyordum artık. Bana aitti, hiçbir yere ait olamayışından tutup da her gece hayalimde beni üşütmesine kadar. Yoktu bana aitliğini inkâr edecek tek kelimesi. Neyi unuttuğumu anlayıp bana unuttuğum şeyi hatırlatan tek kişi oydu; o da kendini bulmak isterken kaybolmuştu.

    Gitmesini istiyordum Gececi ve asla konuşmamasını. Bir kez daha tekrarlasın istemiyordum hislerinin yılgınlığıma dokunuşunu, saçlarını okşayıp kulağına ninniler fısıldayışımı seyretmeyi. Nasılsa o gidince oturup dizimin dibine yalvarmaya başlayacaktı gölgesi, ellerimi. Yavaşça çekilirken kapıdan titreyişime engel olamamaya başlamıştım. Hafif bir tebessümle, “Aklındaki her kimse, ona benden bahsetmeyi unutma lütfen. Gözlerinin hakkını iyi vermesini rica ettiğimi söylersin,” dedim.

   Gitti Gececi. İnsan gitmek için yaratılmadıysa eminim ki yalnızca acı çekmek için var edilmiştir. Muhakkak ki bunun sebebi yokluğun varlıktan peydahlanması ve birbirlerini şehvetle sarmalamasaydı. Fakat hiçbir kavram artık umurumda değildi. O gidiyordu ve dilimin ucunda büyüyen kırık şiire katlanamamaya başlamıştım. Tükürmek istiyorum o şiiri, hâlâ tükürmek istiyorum.
    Arkasına dönüp, “Sen Tanrı’yı kaybetmişsin ve ben Tanrı değilim,” dedi.  “ben Tanrı değilim!”

                                                                                                                          tarih, 7 Şubat 2018 değildi.

İstanbul –Çengelköy
2019


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları