ve bir daha asla karşılaşmadılar.

Yazan: Zeynep Sina Ersan // Tarih:


“Yalnızlığın sesiyle konuştuğun anlaşılıyor gözlerinin hafifçe dolmasından ve de ellerinin eski sıcaklığını titrek bir soğukluğa bırakmasından.”

“Anlamayayım diye uzun ve devrik cümleler kurmayı kes! Yavaşça söyle beni sevdiğini, tane tane, TRT spikeri gibi.”

“Fakat…”

Getiremedi devamını; onu sevmediğini, aslında insanlı sevip-sevmediğim diye ayırmak yerine nefret ettiklerim-etmediklerim diye ayırdığını anlatmak istedi. Konuşmak arzusu vardı içinde sabaha kadar. Çocukluğundan bu zaman başından geçen hatırladığı her şeyi, unuttuğu minik detaylara abartı katarak dillendirmek… Tıpkı ona olan hislerini mübalağa ettiği gibi hayatını aynı mübalağa ile doldurmak, tüm nefeslerini o bilindik hisle almış olmak… Ne var ki boşunaydı tüm bu düşünceleri ve denese çabası da boşuna gidecekti. Karşısında onu dinlememeye dair duvarlar örmüş, yastıklardan kaleler yapmış ve onların içinde bir elinde çikolatalı süt diğerinde ise oyuncak ayısı duran biri vardı. Aşılması kolay bir yıkım aslında… Yine de bir “yıkım.” ve kolay biten şeylerin tekrardan kolay var olabileceğine inanırdı.

Asla bilemeyecekti içindeki boşluğu, çelişkileri; en çok da tüm vücudundaki hiçliği. Çünkü asla anlatma cesaretine sahip olmayacaktı.

“Fakat ne? Aran yok mu senin hiç? Ya kompleks kelimelerle kurulmuş aynı karmaşıklıkta cümleler ya da tek kelime!”

“Yok.”

Çekip gitti tüm yorgunluğu ile hayatın ve de şüphesiz sancısıyla varlığın.


Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak Gerekli yerler yıldız ile gösterilmiştir *

Paylaş


Oynat Kapak Parça Adı
Parça Yazarları